Translate

Gezi Direnişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi Direnişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2015 Cuma

Dostlarımızın bilgisine

Dostlarımızın bilgisine:

Uğur Mumcu'nun katledilmesinin üzerinden 22 yıl geçti. Daha geçen hafta Hrant Dink'i andık. Tüm bu cinayetler ortadayken ve Ethem Sarısülük'ü katleden katilin yargılanmasından çıkan ödül gibi cezadan sonra Ali İsmail Korkmaz'ı katledenlerin yargılandığı dava bir kez daha göstermiştir ki; ülkemizde adalet, siyasi iktidarın elinde istediği gibi kullandığı bir oyuncaktır. Çocuklarımızı katledenler ya ödül gibi hafif cezalar alıyorlar ya da ceza dahi almadan, yargılanmadan ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Katiller sokaklarda ve özgür olduğu müddetçe bu ülkede kimsenin can güvenliği yoktur.

Berkin Elvan'ın ailesi olarak biz tüm bu gerçeklere rağmen avukatlarımızla beraber hukuki mücadelemizi sürdürmekteyiz. Hukuk kuralları dahilinde ve mevcut kanunların müsaade ettiği ölçüde adalet arayışımız devam etmektedir. Yasal, demokratik ve anayasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Uluslararası sözleşmelerden doğan tüm haklarımızı kullanacağız. Siyasi iktidarın tüm baskılarına, saldırılarına ve mahkemelere müdahalelerine karşın sonuna kadar davamızın ve davalarımızın peşinde olacağız.

Biz Elvan ailesi olarak, bizleri öldürmeyi serbest kılan kanunlara ve öldürülmemiz için emirler veren politikacılara rağmen şiddetin içinde asla yer almadık aksine devletin şiddetini yaşadık ve evladımızı kaybettik. Demokrasi ve adalet talebimizi haykırırken bile, bizleri katleden yasaların müsaade ettiği ölçüde hareket etmeye gayret ettik. Bundan sonra da bir tek kişinin bile burnu kanamasın diyedir mücadelemiz. Bizim canımız çok yandı, başka analar ağlamasın diye gayretimiz, mücadelemiz. Birinizin tırnağı kırılsa inanın bizim canımız yanar. Bugüne kadar, Berkin'in hastane sürecinde ve sonrasında, basın açıklamalarımıza katılım ve Berkin'in vefatı sonrasında cenazeye, anmaya davet dışında bir çağrı yapmadık. Bundan sonra da anma, basın açıklaması ve mahkemeler dışında bir çağrımız olmayacaktır. Gözaltına alınan, tutuklanan insanlarımız var. Okullarında, iş yerlerinde soruşturma açılan ceza alan insanlarımız var. Sürgüne yollanan, işten çıkarılan, okuldan atılan, mahkemelerde ceza istenen insanlarımız var... Berkin'in katilleri ve emri verenler dışında herkes yargılanıyor ceza alıyor adeta...

Biliyoruz, bizleri katledenlerin koyduğu yasalar bizleri öldürüyor, öldüreni ise koruyor... ancak biz kimseye şunu yapın, yapmayın demediğimiz gibi mahkemeler, anmalar, basın açıklamaları ve sempozyumlar, paneller dışında bir ortamda bulunmadık. Bu ülkenin özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren devrimci, demokrat, ilerici insanları neyi nasıl yapacaklarını bizlere sormak zorunda değiller ve bizler de onları sorgulayacak durumda değiliz. Biz sadece kendi fikrimizi ve yaptıklarımızı, yapabileceklerimizi sizlerle paylaşıyoruz. Daha önce dediğimiz gibi "kimseye yapın ya da yapmayın demedik, demeyiz"... Biz sadece kendi sürecimizle ilgili paylaşımlarda bulunuyoruz. Sürecimizi demokratik yollardan devam ettirdik ve devam ettireceğiz. Avukatlarımız çok önemli, çok zor bir dava ve hukuksal süreçle mücadele ediyorlar. Bu süreç adliyelerde ve mahkeme salonlarında devam edecek. Biliyoruz sonunda Berkin geri gelmeyecek ancak katillerini ve katledilmesi için emir verenleri sanık sandalyesinde görmek için biz mücadelemizi sürdüreceğiz. Hastane sürecinde ve cenazede, cenaze sonrası süreçte bizimle dayanışma içinde olan tüm dostlarımızı, açılması halinde Berkin'i öldüren katillerin ve katledilmesi için emri verenlerin yargılanacağı mahkemede yanımızda göreceğimize inancımızla hepinizi selamlıyoruz.

Son olarak şu konuyu belirtmekte fayda görüyoruz:
Berkin'e atfedilen ve Berkin için yazılan birçok kitapla karşılaştık. Bunlardan bir kaç tanesi bizim bilgimiz onayımız dahilinde hazırlandı ve yayınlandı. Bazılarını baskı aşamasında ve basıldıktan sonra öğrendik. Onaylamadık ve yayınlanmaması, dağıtılmaması için gayret gösterdik. Bunları sizlerle sosyal medya hesaplarımızdan (twitter ve blog) paylaştık. Son olarak Boran yayınlarından çıkan kitabı da biz görmedik. Yayına hazırlanması, basılması, yayınlanması aşamasında içeriği bizimle paylaşılmadı. Biz, basılıp dağıtılmaya başladıktan sonra tam anlamıyla haberdar olduk. Bugüne kadar kitap elimize geçmedi ve içeriği tam olarak nedir bilmiyoruz. Bu yüzden bu kitapla ilgili olarak ailemizin bir alakası olmadığının bilinmesini isteriz.23.01.2015/14.00
Sami Elvan (Berkin'in babası)

14 Mart 2014 Cuma

BAŞIMIZ SAĞOLSUN...

BAŞIMIZ SAĞOLSUN...
TÜM HALKIMIZIN BAŞI SAĞOLSUN


Umudumuzu, kara gözlümüzü, evladımızı, canımız Berkin'imizi 11 Mart sabahı kaybettik ve 12 Mart günü sonsuzluğa uğurladık. Tüm halkımızın başı sağ olsun. Acılıyız, yaslıyız. 14 yaşında vurulan, 15 yaşına yoğun bakımda giren yavrumuzu kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Hangi kelime yeter ki acımızı tarif etmeye, biliyoruz ki tüm kelimeler kifayetsiz fidanımızı, Berkin'imizi kaybetmenin acısı karşısında. Daha hayatının baharındaydı evladımız, daha yaşayacak çok ömrü vardı, koşacak, oynayacak, gülecek, ağlayacak ve büyüyecekti evladımız. Tam 269 gün direndi yavrumuz. Tek değildi bu görkemli direnişinde Berkin'imiz. Yalnız değildik Berkin'imizi beklerken. Berkin direnirken, milyonlar da onunla-bizimle beraber direniyordu. Bu direnişten güç alıyordu kara gözlümüz ve bizler. Milyonlar "Diren Berkin" dedikçe daha bir güçlü oluyorduk. Fakat Berkin'imiz yüreklerimizden asla gitmeyeceğini bilerek, bir sabah kayıp gitti ellerimizden, ayrıldı aramızdan. Evladımız derin bir uykuya dalarken, bir halk uyandı bu sefer. Halk Evladımız için direndi, bizlerin acısını paylaşmaya çalıştı. Acınız acımızdır diyerek milyonlar olup, Berkin'imizin son yolculuğunda yalnız bırakmadılar dostlarımız.
Anneler, babalar, kardeşler, teyzeler, amcalar, işçiler, memurlar, öğrenciler, akademisyenler, dernekler, demokratik kitle örgütleri, esnaflar, doktorlar, öğretmenler, basın emekçileri ve adını sayamayacağımız kadar çok insanımız bizleri hiç yalnız bırakmadı.
Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde, cenazemize katılamayan dostlar Berkin'imizi andı günler boyu. Gün Berkin gibi direnme günü olmuştu artık. Milyonlar olup insan seli oluşturup, Berkin'imizi son yolculuğuna hep beraber uğurladık.
"Hepimiz Berkin'iz" dediler. Milyonlarca Berkin'imiz var artık. Bizlerle aynı acıları yaşayan Gezi Direnişi’nde evlatlarını kaybetmiş ailelerimiz bizleri yalnız bırakmadılar.
DOSTLAR;  Acınız acımızdır diyerek ve milyonlar olup bizlerin yanında olduğunuz için ailemiz adına teşekkür ederiz.

15 YAŞINDA BİR FİDAN BERKİN ELVAN
BERKİN ELVAN ÖLÜMSÜZDÜR


AİLESİ ADINA
SAMİ ELVAN - KENAN DÜZEN

6 Şubat 2014 Perşembe

Belki bu sansür bize yarar

Analarımızın gözyaşları katilleri boğacak diyoruz ancak analarımız on yıllardır aralıksız göz yaşı akıtıyor. Yetti artık yetti. Mahkemelerde avukatlarımız, ailelerimiz alınmıyorken duruşma salonlarına silahlı sivil polisler girebiliyor. Sorsan Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına "o gün orada görevli polis yoktu" derler. Silahla salona giren polislere sorsan "hatırlamıyoruz" derler. Halkın adaleti gecikince halkın evlatlarını katledenler, gözyaşlarıyla yıkanmış yüzlerimize bakarak ve gülerek "hatırlamıyoruz, yoktuk, küfür etti bize" derler. 

Ali İsmail Korkmaz'ın katledilmesi davasında yaşananlara rağmen evlerinizde huzurla oturuyorsanız katillerin ve azmettirenlerin suç ortağısınız! Mehmet Ayvalıtaş davasında, sanığın duruşmaya bile gelmediği ortamda, mahkeme heyetinin yaptıklarını sindirebiliyorsanız katillerin ve emri verenlerin suç ortağısınız. Ethem Sarısülük'ün katili gün gibi ortadayken ve tutuksuz yargılanırken siz Ethem'in vurulduğu anların görüntülerini polisiye film heyecanıyla izlerken ve video bitince isyan etmek, sokağa çıkmak, hesap sormak yerinme başka sayfaya geçerken elbetteki katilin suç ortağısınız, emri verenin g...n kılısınız.

Korkuları kadar dev binalarda, adaletleri kadar küçük salonlarda, karakterleri kadar kötü şartlarda yargılama yapmAK gerici, faşist AKiktidarın gerçek yüzüdür. 

Halkı adliye binalarında, çürümüş yozlaşmış düzenin, kokuşmuş sahnesindeki oyunun parçası yapmaksa Halkın Adaletini uygulamayan devrimcilerin ayıbı!

İlk kez Gezi direnişinde hayatlarımızı kaybetmedik, ilk kez Gezi direnişinde yaralanmadık bizler. On yıllardır insanlarımız güzel bir gelecek, özgür bir dünya için hayatlarını ortaya koyuyorlar. 

Şimdi ise en kolayını seçiyoruz. Sosyal medyadan iktidarları, sistemi eleştirmek için günün anlam önemine göre bulduğumuz bir tag i TT yapmak için belli saatlerde sözleşip mesaj atmak.

Katillerimiz, azmettiriciler ve ölümlerimizden keyif alanlar evlerinde rahat rahat uyuyor, sokaklarda ellerini kollarını sallayarak geziyorlarsa ve biz ölmeye, yaralanmaya devam ediyorsak suç yarı yarıya kendimizdedir. Aslında kendimiz dışında başka suçlu aramaya da pek gerek yok. Karşı taraf  yani faşistler, faşizmin tüm kurallarına uygun oynuyor oyunlarını. Biz ise devrimciliği pembe diziye çevirmişiz. 

Tek güvencemiz Halkın Adaletidir diyoruz. O adalet gecikiyor ve bazen hiç gelmiyorken faşizmin mahkemelerinden ne bekliyorsak artık!?

Hashtag bulup sözleştiğimiz saatte TT yapmak için saatlerce mesaj atmak en büyük aktivitemiz. Sanıyorum internet sansürüne de bu yüzden karşı çıkıyor çoğunluğumuz. Rahatımız kaçacak, evde yorgan altında mesaj atıp "devrim yapıyorduk biz yaaa" diyecek çoğunluğumuz. Belki bu sansür bize yarar. Gereken saatte gereken yerde olma alışkanlıklarımıza yani sokağa, eyleme geri döneriz.

Belki...

31 Ocak 2014 Cuma

Uyan çocuk daha yapacak çok işimiz var

Daha on yedi yaşında İstanbul Mis Sokakta polisin yakın mesafeden attığı gaz kapsülü ile hayatı bir anda alt üst oldu. Okuluna ara vermek zorunda kalan, epilepsi hastalığı başlayan, konuşmakta zorlanan ve her an beyin kanaması tehlikesi ile yaşayan Mustafa Ali Tombul, kendisine bunları yaşatanlar henüz bulunmamışken, İzmir’de katıldığı eylemden dolayı hakkında açılan davanın şaşkınlığını yaşıyor. İzmir’in Bayraklı ilçesi Doğançay’daki evinde ziyaret ettiğimiz Mustafa Ali Tombul konuşma yetisini kaybettiği için artık konuşamıyor. Altı aydır eski sağlıklı günlerine kavuşmak için mücadele eden Mustafa Ali Tombul, iyileşir iyileşmez yine eylemlere katılacağını söyledi. Son beyin ameliyatından önce İstanbul’da yaşam savaşı veren Berkin Elvan’ı görmeye yattığı hastaneye giden Mustafa Ali Tombul, ‘O yaşayacak ve aramıza dönecek’ diyor gülümseyen yüzü ile. Yaşadıklarını anlatan baba Mehmet Tombul, çocuğuna bunları yaşatanların cezalandırılmasını istiyor.

5 AY İÇİNDE 3 AMELİYAT OLDU

Mustafa Ali Tombul, Haziran direnişi başladıktan birkaç hafta sonra Grup Yorum konseri için mahalleden arkadaşları ve yakınları ile İstanbul’a gitti. Konserden sonra hemen İzmir’e dönmeyen bir süre akrabalarının yanında kalan Tombul, eylemlerin sürdüğü Gezi Parkını görmek için 8 Temmuz’da Mis Sokak’ta bulunduğu sırada, polisin yakın mesafeden attığı gaz kapsülü ile başından ağır yaralandı. 18 yaşına giren lise öğrencisi Mustafa Ali Tombul aldığı darbe nedeni ile beş ay içerisinde iki defa beyin ameliyatı bir kez de mide ameliyatı oldu.



BU ZULMÜ YAPANLAR CEZA ÇEKMELİ

Beynine aldığı darbe nedeni ile konuşma yetisini neredeyse kaybeden Mustafa Ali Tombul’un babası Mehmet Tombul, aylardır yaşadıkları sıkıntıları anlattı, çocuğunun en demokratik hakkını kullanarak İstanbul’u gezmeye gittiğini ancak devletin polisinin oğluna bu hakkı bile çok gördüğünü söyledi.

Mustafa’nın sağlık durumu hakkında bilgi veren baba Tombul, doktorların söylediğine göre bir aksilik olmaz ise bir daha ameliyat olmasına gerek kalmadığını ancak çok dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Tombul, “Gaz kapsülü beynine çok yakın yerden isabet ettiği için oğlum epilepsi hastası oldu, nöbet geçirmesi halinde beyin kanaması geçirme ihtimali var, o nedenle oğluma çok dikkat ediyoruz, neredeyse gözümüzün önünden ayırmıyoruz. Uyurken ameliyatlı tarafına başını koysa uyandırıp diğer tarafa yatırıyoruz. Onun bir an önce iyileşmesi ve okul hayatına dönmesi için elimizden geleni yapıyoruz” dedi. Mustafa Ali’nin bir an önce eski görüntüsüne kavuşmak için sabırsızlandığını söyleyen baba Tombul, oğluna en güzel yaşlarında bu zulmü yapanların cezasını çekmesini beklediğini ifade etti.

NE KAMERA KAYDI VAR NE TANIK

Yaşanan olay nedeni ile şikayetçi olduklarını ancak ortada ne bir kamera kaydı ne de tanık olduğunu, hangi polisin de gaz kapsülünü ateşlediğini bilmediklerini söyleyen baba Tombul,

adaletin geldiği noktaya bakınca davadan pek de umutlu olmadıklarını söyledi. Oğluna işkence yapanlar bulunmazken, eyleme gittiği için açılan davaya da tepki gösteren Mehmet Tombul, haklarını aramayı asla bırakmayacaklarını ifade etti.

‘AİLECE EYLEMLERE KATILDIK’

Baba Mehmet Tombul “Gezi eylemleri insanların sürüp giden vahşi düzene karşı ‘Artık yeter!’ dediği noktadır. Eylemlere ben, babam annem hep beraber katıldık. Artan vergilerden, buna karşın geride kalan maaşlarımızdan, sürekli hayatımıza müdahale eden yasalardan bıktık. Adaletli ve insanca yaşanacak bir ülke istiyorduk. Bunu için tüm ülkede insanlar sokağa çıktı. Hükümet ise, en demokratik eylemlere bile tahammül edemedi. Çocuklarımız sokak ortasında öldürüldü, polis kiminin gözünü çıkardı, kimi hala yaşam savaşı veriyor. Bizlere bunları yapanlar ‘destan!’ yazdıkları için hala adaletin karşısına çıkarılmazken, yüzlerce masum insan aylardır cezaevlerine tutuluyor. Benim oğlumun hayatını mahfedenler ortada yokken, oğluma eyleme gitti diye dava açılıyor. Oğlumun elinde ne silah vardı ne de başka bir şey. Şaşırmıyoruz ama, bizler her zaman iktidarlara muhalefet ettiğimiz için doğduğumuz günden beri bu tür uygulamalara maruz kalıyoruz” diyerek tepki gösterdi.

HÜKÜMETE CEZAYI SANDIKTA VERECEĞİZ

Sokaklarda gençleri öldürenlere cezayı adaletin vereceğine inanmadığını söyleyen baba Tombul; “Cezayı yine gençler sokaklarda meşru mücadele ile verecektir. Eylemlere katılanların çoğunluğu hiç oy kullanmadıklarını söylemişlerdi, onlara bu seçimlerde sandığa gitmelerini ve bu düzeni değiştirecek oyları atmalarını tavsiye ediyorum. Gençler iktidarı yok etmek için yumruğu tek tarafa vursunlar. Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret görenlere cevabımızı sandıktan verelim.” Dedi. Gezi direnişine katılanların çoğunun sosyalist olmadığını ancak sosyalist bir yönetim anlayışını özlediğini düşündüğünü ifade eden Mehmet Tombul, sosyalizmi getirmek için mücadeleyi bırakmayacaklarını söyledi.

İLK DURUŞMA 3 NİSAN’DA

Yine Doğançay’da İzmir’deki Geziye destek eylemlerine katıldığı için aylardır cezaevinde tutuklu bulunan Ulaş Arslan’ın da arkadaşı olan Mustafa Ali Tombul, Ulaş’ın Şubat ayındaki duruşmasına katılacağını söyledi. Tombul’un yargılanmaya başlandığı davada ise ilk duruşma 3 Nisan’da görülecek, davada beş kişi yargılanıyor ve tutuklu kimse bulunmuyor. Mustafa Ali Tombul, ilk sorgulamada henüz 17 yaşında olduğu için ifadesi alınmamıştı.

BABAANNE ÇOK ÖFKELİ

Mustafa Ali’nin babaannesi Ülfet Tombul ise çok öfkeli. “Çocuklarımızı harcadılar, kimisi öldü, kiminin gözünü çıkardılar, kimi hastanede yatıyor. Benim torunumun da hayatını mahvettiler. Bu ülkede adalet yok, adalet zenginlere. Bizlere bunları reva görenlerin yaptıkları yanlarına kar kalıyor” diyerek duygularını paylaşan babaanne, torununa gözü gibi baktığını artık kötü günleri geride bırakmak istediklerini söylüyor.

***

Çocuklarımızı harcadılar

Mustafa Ali’nin babaannesi Ülfet Tombul ise çok öfkeli. “Çocuklarımızı harcadılar, kimisi öldü, kiminin gözünü çıkardılar, kimi hastanede yatıyor. Benim torunumun da hayatını mahvettiler. Bu ülkede adalet yok, adalet zenginlere. Bizlere bunları reva görenlerin yaptıkları yanlarına kar kalıyor” diyerek duygularını paylaşan babaanne, torununa gözü gibi baktığını artık kötü günleri geride bırakmak istediklerini söylüyor.


***

Kalbimiz Berkin'de

Hastanede yaşam savaşı veren Berkin Elvan'ın ailesi ile sürekli görüştüklerini, en son Mustafa Ali’nin yılbaşından birkaç gün önce İstanbul’da olduğu beyin ameliyatında görüştüklerini söyleyen baba Tombul, eylemlerde hayatını kaybeden gençlerin aileleri ile de telefon ile sık sık görüştüğünü söyledi. Aileler ile dayanışma içinde olduklarını birbirlerine moral verdiklerini söyleyen baba Mehmet Tombul görüşmeyi her zaman sürdüreceklerini belirtti.

Röportaj: 
GÜLSEN CANDEMİR-İZMİR ( Birgün Gazetesi )

Beni vuran polisin kask numarası yok, tespit edilemiyor


Gezi’de başından ağır yaralanan Okan Göçer 23 yaşında bir işçi. Bir yandan okuyup bir yandan çalışırken 1 Haziran günü Gebze’deki işyerinin gece vardiyasından çıkıp Gezi direnişine katılmak üzere sabah saatlerinde Taksim’e varıyor. Direniş saatlerini şöyle anlatıyor Göçer, “Tarlabaşı tarafından İngiliz Konsolosluğu’nun oradan Taksim’e doğru çıkıyorduk. Polis bizi orada durdurdu. En öndeydim. Polise rağmen hiç geri çekilmedik. Ancak ilerleyemiyorduk da. Polis yoğun biçimde gaz sıkıyordu.”
Okan yaklaşık 10 metre mesafedeki polisin kalabalığı nişan alarak gaz kapsülü atmaya hazırlandığını görüyor, ancak hedefin kendisi olduğunun farkında değil. Okan, “Kapsülü atarken gördüm. Kapsülün bana gelmesi iki saniye sürdü. Kafamın sol tarafına geldi. Kafamdaki bir karışlık boyuttaki bir kemik parçası üç parçaya ayrıldı. O anda bilincim kaybolmuş” diyor.



‘22 GÜN BİLİNCİM KAPALI YATMIŞIM’
Gönüllü doktorlar ilk müdahaleyi yapıyorlar Okan’a. Doktorlar bu müdahale olmasa kan kaybından çoktan ölmüş olacağını vurguluyor. Daha sonra ambulansların gelmesi bekleniyor ama bu bekleyiş boşuna. Okan, “Gelmemiş ambulanslar. Yollar kapalı falan olduğundan değil tabii, polise gaz kapsülü taşıdıkları için” diye anlatıyor o can pazarını. Bunun üzerine arkadaşları sivil bir aracı durdurarak Okmeydanı Hastanesi’ne yetiştiriyor Okan’ı. Hemen ameliyata alınıyor. Okan o günleri hiç hatırlamıyor, “22 gün boyunca bilincim yerinde olmadan yatmışım. 22 gün sonra kendime geldiğimde metro kazası falan geçirdiğimi zannettim ilk başta. Daha sonra arkadaşlarımı görünce neler yaşadığımı yavaş yavaş hatırlayabildim” diyor.

SOL KULAĞI DUYMUYOR
Uyandıktan 3 gün sonra taburcu ediliyor Okan. Aylarca ara ara kontrolleri yapılıyor ve en nihayetinde Ocak ayında “iş görebilir” yönünde nihai rapor veriliyor kendisine. Oysa ne ruhen ne de fiziken çalışabilecek durumda. Okan, “Epilepsi teşhisi konuldu. Sol kulağım da duymuyor artık. Sürekli bir çınlama var ve böyle de süreceğini söylüyorlar” diyor. Gaz kapsülü sadece kafatasını değil ruhsal durumunu da zedeliyor genç adamın. Halihazırda psikiyatrik tedavi görüyor. 8 ay önce sağlıklı bir öğrenci/işçiyken şu an çalışamayacak derecede hasta ve elinde iş görebilir raporuyla hukuki mücadele veriyor.

AÇILMIŞ BİR DAVA YOK
Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü ve vurulduğu bölgede görev yapan polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Açılmış bir dava olup olmadığını soruyoruz: “Beni vuran polis tespit edilemiyor. Dükkan, banka vs yerlerin kamera görüntülerinin kalitesi düşük olduğu için polisin kim olduğu anlaşılamıyor. Sadece vurulma anı görülüyor. Polisin üzerinde kask numarası da yok zaten, silinmiş biçimde.”

‘KONSOLOSLUK KAYITLARI VERMİYOR’
Gezi’de mağdur olanların tümünde olduğu gibi Okan da delillere ulaşma konusunda büyük sıkıntılar yaşıyor. Vurulma yerini en net İngiliz Konsolosluğu’nun kameraları görüyor ancak konsolosluk İçişleri Bakanlığı’nın başvuru yapması gerektiği gerekçesiyle bu görüntüleri vermiyor. İçişleri Bakanlığı’na bu konuda yaptıkları başvuru ise elbette sonuçsuz. “Polislerini yedirmiyorlar yani” diyor Okan. Bu yaşadıklarının hesabının sorulacağına inanmıyor ve topluma bir çağrısı var: “Sadece kendi açımdan söylemiyorum ama, milyonlarca insanın katıldığı eylemlerde bedel ödeyen insanlara sahip çıkılması gerekiyor.” Bütün bunları yüzünde gülümsemeyle anlatması dikkatimizi çekiyor ve sebebini soruyoruz. “Çünkü gülmek devrimci bir eylemdir” diye yanıtlıyor bizi.

Röportaj: ABDURRAHMAN UYAN ( Birgün Gazetesi )